top of page

Acıların Kadını: Frida Kahlo

  • Yazarın fotoğrafı: eie
    eie
  • 24 Nis 2020
  • 12 dakikada okunur
Ayak? Kanatlarım varken neden onlara ihtiyaç duyayım ki.

Bu yazıda

  • Frida Kahlo doğmadan önce

  • Frida Kahlo'nun doğumu ve çocukluğu

  • Frida Kahlo'nun gençliği ve yaşadığı kaza

  • Frida Kahlo ve Diego Riviera

  • Frida Kahlo'nun ikinci evliliği ve son yılları

  • Frida Kahlo'nun eserleri ve iç dünyası

hakkında bilgi edineceksiniz.



Frida Kahlo doğmadan önce


Aslen Macar Yahudisi olan Wilhelm Guillermo Kahlo, kuyumculukta çalışırken, Mathilde Calderon Gonzales adında genç bir kızla tanışır ve kuyumcu dükkanında beraber çalışmaya başlarlar. Bu sırada Guillermo, Meksikalı bir kadınla evli ve bir kız çocuğu babasıdır.

Guillermo'nun eşi, ikinci kız çocuklarını dünyaya getirirken ölür. Bu ani ölümden çok etkilenen ve hassas bir karaktere sahip olan Guillermo, üzüntülü günlerinde kendisine ve büyük kızına dost olan Mathilde'dan destek alır. Zamanla bu aşırı dindar, güzel kıza kalbini kaptırır.



Evinde bulunan resimler

Dönemin "ideal koca" kriterlerinin hepsini taşıyan Guillermo cesaretlenerek, Mathilde'ye evlilik teklif eder. Mathilde yitirdiği nişanlısının acısını çekmektedir, Guillermo'ya aşık olamasa da teklifi kabul eder. Guillermo bu evliliğinden Frida'yla beraber dört kız çocuğu daha edinir.


Guillermo'nun eski eşinden olan çocukları babalarının isteği üzerine manastıra yerleşirler. Kendisi nefret ettiği kuyumculuk mesleğini bırakarak, fotoğrafçılık işine başlar ve seyahatleriyle beraber fotoğraf koleksiyonunu geliştirir.




Frida Kahlo'nun doğumu ve çocukluğu


Magdalena Karmen Frida Kahlo Calderon 6 Temmuz 1907 tarihinde, ailesine ait olan ve bugün "Mavi Ev" olarak bilinen evde doğdu.


    Frida doğum tarihinin 1910 yılında başlayan Meksika Devrimi olarak bilinmesini istemiştir.

Frida ismi; babası tarafından konulmuştur, özgürlük, barış anlamına gelen "Friede"den köken alır. Bebekken Kızılderili bir sütanneye sahip olmuştur.


Frida, babasının ikinci evliliğinden olan dört kızın üçüncüsüdür. Kendisinden sonra doğan kız kardeşi Cristana'nın konuşma bozukluğu nedeniyle Frida, daima onun yanında olup ona ablalık eder, ona özellikle ilgi gösterir.



Frida Kahlo, 6 yaşındayken çocuk felci virüsü geçirir ve akranları arasında "tahta bacak Frida" olarak anılmasına neden olacak hastalığa yakalanır. Hiperaktif yapısına rağmen onu dokuz ay yatağa mahkum eden bu hastalıktan sonra, sağ bacağı sol bacağından biraz kısa kalır.


Bu hastalıkla Frida'nın hayatında ilk bunalım yaşanmıştır. Çocuk kalbiyle bir taraftan hastalığın acısıyla baş etmeye çalışırken, diğer taraftan kusurunu örtbas etmek istemektedir. Frida, giyim tarzını değiştirir, uzun ve geniş etekleri tercih eder. Bacağının güçlenmesi için doktorların da önerisi üzerine sporu yaşamına dahil eder; futbol, boks bacak güçlendirici sporları, yüzme en favori sporu, bisiklet ve paten ise vazgeçilmez aktiviteleri olmuştur. Bacağını zorlamasına rağmen yapmayı en sevdiği şey ise, ailesinin onca ikazına kulak vermeden ağaçların en yüksek dallarına tırmanmak.


Yobazlık derecesinde dindar olan annesinin dini öğretimlerine çocukken kulak vermesine rağmen, zamanla babasıyla geçirdiği vakitlerde edindiği bilimsel öğretileri daha heyecan verici bulmuştur. Babasıyla annesinden daha iyi anlaşması, bu öğretilerin değerlerini daha da arttırmıştır. Varoluşsal soruları daha çocukken sormaya başlayan Frida, eşsiz bir merak duygusuna sahipti. Babasının kitaplarını okur, doğadan topladığı taşları, enteresan cisimleri mikroskopta inceler ve elde ettiği konular üzerine tartışır, düşüncelerini babasıyla paylaşır. Bu dönemde annesi tarafından alay konusu olması kalbini incitir.


Babasının Frida'nın hayatına kattığı en büyük özelliklerden biri de sanat mefhumu olmuştur. Kızının sanat tutkusu ve resim yeteneği erken dönemde babası tarafından keşfedilir. Babası bu konuda kızının gelişmesi için gerekli desteği vermeyi de esirgemez. Her şeye rağmen, Frida özellikle kendi hastalığına olan merakıyla tıpa doğru yönelir ve tıp konularına daha yoğun ilgi duyar.



Frida gençliği


Frida kendine has giyimine, saç modeline asi karakterinden izlerini taşımış, özgürlükçü hayat görüşü ve zekasıyla daima ilgi çekmiştir. Kafasına estiği gibi erkek kıyafetleri giyerek tıpkı bir erkek çocuk gibi gezmeyi de sever Frida. Tanrısal bir hediye olduğuna inandığı vücut tüylerine dokunmaması en ilgi çekici özelliklerinden biri olmuştur. Naturelliğini bozmak istememiş, Tanrının insanları bu şekilde yaratmasının bir sebebi olduğunu düşünmüştür, bunun aksi için uğraşmayı komik bulmuştur. Gençliğinden itibaren uygulamaya başladığı bu düşünceleri, hayatının sonu gününe kadar değiştirmemiştir.


Frida çocukluktan beri olmayı hedeflediği doktorluk için, döneminin kaliteli okullarından biri olan Preparatoria Ulusal Hazırlık Okulu'nun giriş sınavını kazanmış ve hayaline bir adım yaklaştığı okula kaydını yaptırmış. Frida'nın on beş yaşındayken eğitim görmeye başladığı bu okulda erkek öğrenci sayısı 1935, kız öğrenci sayısı 35'tir. Kızının rahibe olmasını dileyen annesi için bu durum büyük bir sıkıntı olur ve tartışmaların sayısı gün geçtikçe artar.



Odasında bulunan Hegel ve Kant'ın resimleri

Frida, Kant ve Hegel okumayı alışkanlık haline getirir. Felsefe ve metafiziğe, insanın beden ve ruhtan oluşturduğu bütün yapıya, bu bütün yapının oluşturduğu yaşama olan yoğun merakı gün be gün artmaktadır. Merakını kitaplarıyla gideremeyince, okulunda var olan sanat ve felsefe kulübü- Cachuchas (Bereliler) Kulübüne üye olur. Bu kulüp onun birçok sorusuna cevap olmakla kalmaz, bilgi birikimini tazelemek ve geliştirmekle beraber, ona hayatının ilk aşkını sunar: Alejandro Gomez Arias.

Alejandro Gomez Arias

İki genç, yaşlarının tutkusu ve zekalarının uyumuyla, aşklarını okul ortamının kurallarını kırarak yaşamayı göze almış, sınır tanımamış, mutluluklarını bozacak engelleri yok saymıştır.


Cachuchas (Bereliler) Sanat ve Felsefe Kulübü'nün Frida'nın hayatının her yönüne etkisi olmuştur. Buraya aklındaki varlık ve benlik sorularına cevap bulmak için gelen o küçük çocuk, bilgiler donatılarak büyümüş, büyüdükçe düşünmeyi, tartışmayı öğrenmiş; yargılamayı, savunmayı, hakkını aramayı keşfetmiştir. Eleştiri yaparak düşüncelerini ve gözlemlerini tartan Frida, sonuçlarını günlüklerine yazmakla kalmamış, sanatında da yansıtmaya çalışmıştır. Artık Frida on sekiz yaşında düşüncelerini özgürce savunabilen genç bir kızdır.


Hayatının akışına farklı bir yön verecek kişiyle de bu yaşında tanışır Frida: Diego Riviera'yı ilk kez bu zaman görür, okul bahçesinde. Diego ülke çapında ünlenmiş duvar ressamıdır. Frida'ya başta çekici gelmeyen bu adam, Alejandro'dan olan yetenek ve zeka üstünlüğüyle zamanla onda ilgi uyandırmaktadır. Ve bu ilgiye asilik taslayan Frida, Diego ile birlikte daha fazla zaman geçirerek kendisine ve hislerine meydan okur. Ona çizimlerini gösterir ve evine davet eder.


Dünyaca ünlü ressam Diego, Kahlo ailesini Frida'nın çalışmalarını görmek üzere ziyaret eder. Yeteneği ve eserleri konusunda Diego'nun düşüncelerini merak eden Frida, Diego'nun eserinde bulduğu her kusur üzerine meraktan yanıp tutuşur. Bu işe devam edip etmemesini sorduğunda Diego'dan olumlu bir cevap alması Frida için bayram sebebidir. Ziyaretler her pazar günü uzun bir süre devam eder. Bir süre sonra, Frida Alejandro'ya Diego Riviera'dan resim dersini beraber almalarını ısrar eder ve Frida'ya olan aşkı nedeniyle ısrarlara dayanamayan Alejandro bu teklifi kabul eder.




17 Eylül 1925 Frida'nın hayatının kara tarihidir.

17 Eylül'de okul çıkışı Alejandro'yla beraber otobüse binen Frida, otobüsün Xochimilo hattının treniyle ve ardından başka bir tramvayla çarpışması sonucu gerçekleşen kazada, sol kalça kemiğinden girip leğen kemiğinden çıkan otobüs direği nedeniyle, dişiliğini kaybetmiştir, bir daha çocuk sahibi olamayacaktır. Alejandro'nun röportajlarında anlattığına göre o an bedeninden uzaklaştırmaya çalıştıkları o direkle beraber Frida'nın attığı çığlıklar, Kızılhaç Hastanesi'ne ait ambulansın siren sesini bile bastırmıştır.


Frida ilişkisi biten Alejandro'ya üzerinde sevgi ile yaptığına dair yazı olan bu potreyi gönderir.
Alejandro'nun Portresi

Doktorların yaşam garantisi vermediği Frida hayata tutunmuştur, fakat bu zorlu süreçte uzun bir süre yatağa mahkum kalmış, sayısız ameliyat geçirmiş ve geri kalan hayatı boyunca korselere mahkum olmuştur.


Kazayı hafif sıyrıklarla ve ayağında eziklerle atlatan Alejandro iyileşir iyileşmez soluğu Frida'nın yanında bulmaktadır. Fakat hayatının en büyük travması olan bu kaza ile beraber Alejandro tüm korkularından, anılardan kaçmak ister ve arkasında Frida'yı da bırakmayı planlar. Bilinci açılan ve yavaş yavaş toparlanan Frida'nın yanında bir süre vakit geçirdikten sonra, ziyaretlerini seyrekleştirir ve ülkeyi terk eder. Üç yıl sonra, mektuplarından birinde Alejandro'ya ilişkinin geleceğiyle ilgili sorduğu soru üzerine cevap alamayan Frida, ilişkiyi bitirir.

Frida'nın vücudunu yapboz parçası gibi bir araya getiren ameliyatlar, belinde aylarca taşıdığı alçı ve yatağa mahkum geçirdiği zamanlar, okul hayatında koskocaman bir yıl kaybına neden olur. Final sınavlarına giremeyen Frida, kaydını yenileyemediği için tıp hayallerine veda eder.


Kazadan sonra, bir çocuğunun olamayacağını öğrenen Frida, bu acıyla başa çıkabilmek adına kendine bir evlat yaratır zihninde. Leonardo Eylül 1925'te doğmuştur, hatta doğum belgesi de mevcuttur. Erkektir.


Frida'nın evindeki yataklarından biri

Kaza haberiyle bayılıp kazadan 20 gün sonra kızını görme cesareti almış olan Guillermo, kazadan sonra Frida'nın dikkatini resim yeteneğine yöneltmişti. Yavaş yavaş iyileşen Frida, tedavi masraflarını ödemek için ailesine yardımcı olmak ister. Annesi Mathilde'nin marangozda yaptırdığı yatağa bağlı tuvalle Frida yattığı yerden de resim yapabilecektir. Nesnelerin her tarafını görebilmesi için oda aynalarla donatılır, tavana bile ayna konulur. Yataktan doğrulmakta bile zorlandığı sıkıntılı günlerinde üzerinde bulunan alçıları bile desenlerle donatmış, tüylerle süslemiştir. Bu dönemde ortaya çıkardığı, ilk resimlerinin konusu otobüs kazasıyla ilgili olup ilk önemli eseri ise kırmızı elbiseli otoportresidir.



Frida Kahlo ve Diego Riviera



Tina Modotti, İtalya doğumlu, sosyalizme ilgisi yoğun olan ve tiyatro, resim gibi sanatın birçok dalıyla yakından ilgilenmiş bir kadındı. Esas tutkusunun fotoğrafçılık olduğunu anlamış ve bu dala yönelmişti. Amerika, İngiltere'de birçok dergide fotoğrafları yayınlanan Tina'nın iş arkadaşlarından biri de adını dünyaya duyurmuş, devrimci ressam Diego Riviera'ydı.


Tina Modotti

Tina 1929'da Meksika'da kendisine ait olan sergide Frida Kahlo ile tanışır. Frida artık yürümeye başlamıştır; özgürlüğe olan tutkusu, bunu yansıtan davranışları onda farklı bir şeyler olduğu sezgisini yaratır. Özellikle kimliğiyle özdeşleşen koyu kaşları, bıyığı, makyajı ve tasarımları kendine ait olan renkli giyim stili bulunduğu her ortamda dikkati kendine yöneltmekte. Tina bu bağımsız ruhlu kadına yoğun bir ilgi duyar ve onunla bağını asla koparmaz. Ortak yönlerini fark ettikçe, yakınlıklarını arttırırlar,zamanla iyi birer arkadaşa dönüşürler. Bazı iddialara göre ilişkileri arkadaşlıktan öte, sevgililik boyutundaydı. Frida güncelerinden birinde Tina'nın hayatının ilk aşkı olduğuna dair izlenim bırakacak cümleler kurmuştur.


Tina Modotti ve Frida Kahlo

Avrupa'daki eğitimini tamamlayıp Meksika'ya geri dönen Alejandro, Frida'nın eskisi gibi olmadığını, gözlerinde ona ait bir aşk belirtisi kalmadığın fark eder. Nitekim, bir süre sonra ortak arkadaşları olan Esperanzo ile ilişki yaşayan Alejandro Frida'nın bunalıma girmesine, fakat bu bunalımı hafif sıyrıklarla atlatmasına neden olur.


Tina ile olan mükemmel uyumu ve buna bağlı oluşan dostluğu, Frida'nın siyasi görüşlerinin eylemlere dönüşmesine etki eder. Alejandro'nu ülkeyi tekrar terk ettiği yıl Frida, Tina gibi Meksika Komunist Partisi’ne üye olur ve burada eski dostu, öğretmeni Diego Riviera’yla tekrar karşılaşır. Ünlü, zeki ve bir o kadar da çapkınlığı ile bilinen Diego bu dönemde yalnız yaşamakta. Hayat sürekli bu ikiliyi bir araya getirmekte ve onlara zeka, yetenek konusunda ideal çift düşüncesini aşılamakta. Bunu fark eden Diego’nun yaptığı evlilik teklifini kabul Frida, kendisinden 21 yaş büyük ve 3 kat geniş olan Diego’yla evlenir.


Diego protest tavırlarıyla dikkat çeken, hatta genç yaşta öğrenci eylemine katıldığı için Güzel Sanatlar Akademisinden atılan, sanatını geliştirmek adına İspanya’ya, Paris’e gitmiş, buralarda çok önemli (Picasso, Modigliani) sanatçılarla tanışmıştır. Yolculuklarında realizm ve sembolizm akımlarından etkilenen Diego, ülkesinde fresk sanatında açtığı çığırlarla adını duyurmuştur. 1920’li tarihler, Meksika’da Devrim görüşlerinin yükselişte olduğu, hatta Rusya’daki Bolşevik Devrimi’yle yakından ilgilenilen bir dönemdir. Diego Komunist Partisi’nin kurucu üyesi olur. Zamanla yaptığı eserleriyle dünya çapında “Meksikalı Michelangelo” unvanıyla seslenilir. Tek eşliliğine inanmayan ve hercai bir gönle sahip olan Diego Frida’ya gerçekten aşık olmuştur.


Frida’nın yakınları Frida ve Diego çiftinin tutkusunu, “fil ile güvercinin aşkı” olarak niteler ve düğüne katılmazlar. Frida’nın babası ailesinden düğüne katılan tek kişi olup Dieogo’yu nikahtan önce son bir kez daha düşünmesi için uyarmıştır. Diego ise Frida’ya iyi bakacağı sözünü vermiştir, fakat nikahın ardından verilen partide silahını konuklardan birine doğrultunca Frida ile kavga etmiş ve onun aynı gece ailesinin evine dönmesine sebep olmuştur.


Düğün gününde müstakbel eşiyle kendisini izleyen davetlilere saldırı halinde ve ilişkisini savunma çabasında olan Frida, Diego’nun kendisini aile evinden almasıyla başlayan evlilik hayatında da aynı tutumu korumuştur. Diego daha evliliğinin çiçeği burnunda dönemlerinde bile karısını defalarca aldatmıştır.


Sevdiği adamın kendisini aldatmasına ve bunu defalarca tekrarlamasına çok şaşıran, kırılan Frida zamanla eşine olan aşkının nefrete dönüştüğünü fark eder. Fakat bu nefret evliliğini sürdürmek için bir tutkuya, ilişkisinin hırs oyununa dönüşmesine neden olmuştur. Her şeye rağmen Frida intikam almak ister.


Frida ve Diego

Frida Diego’nun evliliği için Amerika’ya taşındığı zamanlar üç kez hamile kalır, fakat bebeklerinin her birini doğuramadan kaybeder. Bu annelik duygusu gelişmiş kadına inen darbeler onu çok etkiler, evliliğinden beri resim yapmayı aksatan Frida, bu kayıplarıyla ilgili bir tablo çıkarır. Hatta kürtajla alınan bir bebeğinin fetüsünü başucunda, kavanozun içerisinde uzun süre saklar.


Kocasının başka kadınların yanında geçirdiği günlerde yalnızlığı tüm ruhuyla hisseden Frida 1931 yılında tanıştığı Amerikalı dünyaca ünlü bir fotoğrafçı olan Nicholas Muray’le ilişki yaşar.


Frida’nın hayatının aşkı olduğunu iddia eden Nick, aşk mektuplarına yazılan cevaplarla aşkının karşılığını bulduğuna ikna olmuş, Frida’nın bir an önce boşanmasını beklemektedir. Bu dönemde, annesini kaybeden Frida, kendi dertleri yetmezmiş gibi annesinin ölümüyle ve sağken aralarındaki anlaşmazlık nedeniyle vicdan azabı duyar. Annesinin yası için Meksika’da bir ay geçirip geri döndükten bir süre sonra, 1933’te Amerika oturumunun süresi biter ve özlediği ülkesine kocasıyla beraber geri döner.


Tino Modotti fotoğraflarından.
Nicholas ve Frida

Nick Muray’le olan ilişkisi bitmemesine rağmen, Diego’dan boşanmayı asla aklına getirmeyen Frida, bu sefer hayatının darbesini küçük kız kardeşinden yer.



1934 yılında, Frida’nın küçük kız kardeşi Cristina, Diego Riviera ile ilişki yaşayarak Frida’ya ihanet eder.

Nick Muray’in ve okuyucuların da beklediğinin aksine kardeşinin ve kocasının bu ihaneti üzerine Frida halen Diego’dan boşanmamakta ısrarcıdır. Ayrılıp evine dönen Frida, uzun ve bitmeyen bir acı yaşamaktadır. Bir süre sonra Diego ile barışır. Hatta ilişkilerini onaylamak zorunda kalır.


İki büyük kaza geçirdim Diego. Tramvay ve sen. En kötüsü sendin.

Frida ve Diego çifti aynı evde yaşayıp birbirleriyle baş başa kalamayacaklar kadar fazla ve değerli konuklar ağırlamaktadırlar, bu dönemlerde. Meksika Cumhurbaşkanı G. Gershwin’de bunlardan biridir.


Soldan ikinci Troçki ve yanında Frida

Frida Meksika Cumhurbaşkanından bir izin ister: Troçki’nin Meksika’ya sığınması izni. Sovyet Cumhuriyet Birliğinden sürülerek, hayatını çeşitli ülkelerde kaçarak yaşayan ve Troçkizm ilkesi uğruna kızını, oğlunu kaybeden Troçki’nin son gidebileceği yer Meksika’dır. Burada eşiyle beraber Riviera ailesinin evine sığınan Troçki, Diego’nun da ilgisizliği ve eşi Natalya’nın dikkatsizliği üzerine Frida ile ilişki yaşar. Natalya tarafından gece ansızın basılan bu ikilinin ilişkisi bir yıldan fazla sürmez.



Frida ve kardeşi Cristina

Kocasının kardeşine olan ilgisi ve bununla başa çıkmak zorunda hisseden Frida resmen kahrolmaktadır. Frida'nın hiçbir kadınla ya da erkekle olan aşk yaşantıları Diego’ya olan tutkusuna baskın olamamakta. Daha fazla dayanamayarak Diego’dan ayrılmamak şartıyla başka bir daireye taşınır, daha sonra arkadaşlarıyla New York’a gider ve buradan aşk, özlem mektuplarıyla kocasına seslenmeye devam eder. Hiçbirinden yanıt almayınca evliliğinin son bulduğunu anlar. Kendisine yönelmesi gerektiğini ve sosyalleşmesi gerektiğinin farkına varır. Bu farkındalığın ardından evliliği boyunca süren durgunluğunu kırarak, onlarca eser verir.


1938’te Meksiko Ünviersitesi Galeri’sinde ilk sergisini, New York’ta 25 çalışmasının sergisini; 1939’da Paris’te sergisini açar. Bu son sergisinin ardından Louvre’de yer alan İlk Latın Amerikalı kadın unvanını kazanır.


Diego’yla ayrı evlerde yaşıyor fakat boşanmıyorlar. Bunun üzerine Diego işi resmiyete dökmek ister ve Frida çaresiz kalır.



Frida Kahlo'nun ikinci evliliği ve son yılları


Boşanmanın ardından ağır bir hüzün hastalığına yakalanan Frida, çöküşünü aşırı alkol tüketerek taçlandırmak istemektedir. Edebiyatta da başarılı olduğu su götürmeyen bir gerçek olan Frida, Diego’ya yazdığı yoğun duygulu mektuplarıyla, ne yazık ki, karşılık bulamıyor, ruhsal anlamda gün geçtikçe yıkılıyor.



Friida Kahlo'nun otoportresi

Kadın ya da erkek, bulunduğu buhrandan onu kurtaracak bütün aşk deneyimlerine el atmakta fakat çare bulamamakta. Saçlarını kısacık keserek, erkek kıyafetleriyle dolaşarak, içinde bulunan çift cinsiyetli ruhu kanatlandırarak özgür bırakır, maskülen bir kadına dönüşür.


Frida'nın Muray’la halen devam etmekte olan mektuplaşmaları, Diego ile tekrar bir araya gelmesiyle son bulacaktır. Sağlığına asla dikkat etmeyen Frida’nın ruhsal çöküşünden kaygılanan yakınları ve doktorları neden olmuştur bu barışmaya.


1940’ta Diego ile tekrar evlenen Frida’nın aynı yılda Meksika Uluslararası Sürrealistler Sergisinde iki eseri yer almış, sonraki yıllarda ABD’de birçok sergide eserleri bulunmuştur. Frida sürrealist akımı öncülerinden biri olan Andre Beton’un desteğiyle New York’ta sergi açarak, uluslararası üne kavuşmuş ve eserlerinin yarısını satmıştır. Bu dönemde, bir sanat okulunda yaklaşık on yıl sürecek resim öğretmenliğine başlar.



Frida ve Diego çifti

İkinci evliliklerinde bile birbirlerini aldatmaya devam eder Frida-Diego çifti. Fakat Frida erkeklerle olan ilişkilerini Diego’nun kıskançlığı yüzünden hep gizli tutar, kadınlarla olan ilişkilerini ise gizlemez, çünkü Diego onu bu konuda cesaretlendirmiştir.


Guillermo’nun ölümüyle yaraları gittikçe derinleşir Frida’nın. Üzerinden 5 sene sonra, 1946’da omurilik ameliyatından sonra ağrıları ve ilaç sayısı, aynı zamanda üretkenliği artar. Artan ilaçlar ağrılarına çare olamadıkça bitkin düşmekte, vahşi ve özensiz temalı resimler yapmakta.


1948’de Meksika Komünist Partisi’ne katılır, 1953’te ülkesinde ilk tek kişilik sergiyi açar.


1953’te Frida'nın çocuk felci nedeniyle sakat olan sağ bacağı kangren nedeniyle kesilir. Yanı başından eksilmeyen iki kişi Cristina ve Diego’dur. Frida onu farklı kılan ilk parçası ayağını kaybedince, hayata dair tüm neşesini de kaybeder. Çektiği acılar sevgisini kaybetmesine ve huysuz bir hal olmasına neden olmuştur; insanlara bağırarak sesleniyor, bastonuyla vurarak şikayetlerini eyleme döküyor. İlaçlar işe yaramıyor, günde iki şişe konyak içiyor. Artık iyi biri olmayı bırakmıştır, çünkü şansı yoktur.

Acılarımı boğmaya çalıştım; ama pislikler yüzmeyi öğrendiler ve şimdi ben, bu hoş ve iyi his tarafından alt edildim.

Meksika Modern Sanat Galerisinde kariyerinin doruk noktasını oluşturan sergiye vinçle taşıtılarak katılmıştır. Getirildiği yatak, serginin bir parçası olur.



1954'te, Frida Kahlo parti eylemine katıldığı soğuk ve yağmurlu bir günde akciğerinde meydan gelen bir emboli sonucu ölür. Cenazesi cumhurbaşkanı Lazaro Cardenas talebiyle resmi tören şeklinde düzenlenir. Sanat dünyasının ünlüleri, siyasi yetkililer, akademisyenler ve nice kişilerden oluşan kalabalıkla son bulan törenin ardından, vasiyeti üzerine bedeni yakılır.


Çıkış yolunun güzel olacağını ve asla geri dönmeyeceğimi umarım.

Diego Rivera cenazenin ardından birkaç ay sonra menajeri ile evlilik yapar, üç yıl sonra kalp yetmezliği nedeniyle ölür.


Frida Kahlo'nun eserleri ve iç dünyası



Geçirdiği otobüs kazası yüzünden yatağa mahkum olduğu sürede çizdiği otoportredir.
Frida'nın Otoportresi

Erken yaşlarda babası tarafından yeteneği keşfedilen Frida yaşamı boyunca birçok şahesere imza atmıştır. Bu eserlerde doğa olaylarını ya da mekanları değil kendi hayatındaki gerçekleri, psikolojik dönemlerini, anılarını, tarihsel olaylarını ve hayatına giren insanları yansıtmıştır. 140 eserinden 55 tanesinin otoportre olması, yatağa mahkum kaldığı günlerde etrafının aynalarla çevrili olmasıyla açıklanır. Her açıdan izleyebildiği model kendisidir.


Kendi portrelerimi yapıyorum, çünkü çoğu zaman yalnızım ve en iyi bildiğim insan da benim.

Frida yaşarken eserleri satılan ve ünlenen nadir sanatçılardan biridir. Her bir fırça darbesiyle hissettiği duygularını tablosuna nakış gibi işler Frida. Anlaşılması oldukça basit olduğu düşünülen tablolar aslında bir o kadar gizemlidi; Frida’nın acıyla yanarak can vermiş düşünceleri gibi anlaşılmazdır ama bir o kadar çekicidir. Eserleri ona ait izleri tüm şeffaflığıyla barındırır. Frida'nın ruhuna dokunmak isteyen biri bu kadar yakında olan bir şeyin aynı zamanda ulaşılmaz olmasına şaşırır.



Frida kendisinin sürrealist olduğunu düşünenlere, sadece gördüğü şeyleri, yani gerçekleri çizdiğini söylemiştir. Sürrealist olduğunu kabul etmemiştir.


Sağlık sorunları nedeniyle çektiği sıkıntıları eserlerinde hep yansıtmıştır Frida. Özellikle hayatının trajedisini kullandığı renk yoğunlukları psikolojik sorunlarından da izler taşır. Kan, ölüm gibi ağır temaları işlerken kültürel eğilimlerini modern bir dille ifade eder.


Frida'nın açtığı sayısız sergilerden birinde Louvre Müzesi, “Çerçeve” tablosunu satın alır.

Pablo Picasso “Biz onun gibi insan yüzleri çizmeyi bilmiyoruz” diye övgüyle bahseder ondan. Popüler şarkıcı Madonna Frida’nın yetmiş eserinden ellisini satın almıştır.



Bazı eleştirmenlerce Frida'nın Diego’dan etkilendiği, ondan resim yapmayı öğrendiği ve hayatındaki trajedileri resimlere yansıtarak ajitasyondan beslendiği iddia edilir. Ölümünden yıllar sonra Alejandro, bunun doğru olmadığını, her kararında olduğu gibi, eserlerini oluştururken de Frida’nın kendi tercihlerini kullandığını söyler.


Frida’nın yaşamındakı öfkeyi, acıları, mutluluğu, kaygıyı veya hüznü sadece yaptığı tablolarda değil, giydiği kıyafetlerde, ayakkabılarda, kullandığı eşyalarda, ona ait olan cümlelerde de bulabilir. Yaşam onu parçalara ayırdıkça, o zihnini bir arada tutmayı ve acılarıyla barışmayı bir hayat felsefesi edindi.

Frida'nın korsesi

Biseksüel deneyimlerinden, Diego’ya olan takıntısına kadar, sanat başarısından siyasi eylemlerine kadar, ailesiyle olan çatışmalarından kız kardeşinin ihanetine kadar deneyimlediği her şey ama her şey Frida’yı oluşturmuştu.

Hayatında ilk yarayı açan sağ bacağını kaybettikten sonra yaptığı protezde bile kendi yaratıcılığını kullanır, tahtadan protezini nakışlar ve süslerle donatır. Bir yaşam boyu ona sımsıkı sarılan korsesinde bile düşüncelerini yansıtır, fırçasını gezdirir; tüyler,aynalar ekler ve vücudundan bir parça haline getirir. Dokunduğu her şeyi değiştirir, sihirli değnek gibi etki yaratır, büyüsünü aktarır. İster acıyla ister mutlulukla yaşamış olsun bu hayatı, bir şekilde etrafındaki herkesten daha yoğundu enerjisi. Ruhunda açılan her bir yara, hayatına giren her bir insan onda var olan ışıltıyı beslemiş, ışık huzmesinin aydınlığını arttırmasını sağlamıştı. Ruhu yücelmiş, duyguların ve benliğinin sınırlarına ulaşmıştı. Farklıydı ve bu farklılıkla kimseye benzemeyen izler bırakmıştı.



Frida Kahlo’nun bıraktığı tüm izler, ondan kalan her şey; özgündü, tıpkı düşünceleri gibi ve eşsizdi, tıpkı hayatı gibi. Tıpkı özgürlüğü gibi Frida Kahlo ölümsüzdü.







KAYNAK:

Frida Kahlo Aşk ve Acı (Rauda Jamis)- kitap

Frida Kahlo (Nazan Arısoy) - kitap




Yorumlar


bottom of page