top of page

En tehlikeli zehir: Şeker

  • Yazarın fotoğrafı: eie
    eie
  • 8 Oca 2020
  • 5 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 11 Haz 2020


"Şeker zararlıdır." cümlesini gün içerisinde en az bir kere duymak mümkün. Haberlerden, internetten,aileden, çevreden duyduğumuz ve artık motto haline gelen bu cümle, birçoğumuz için üstü kapalı bir anlam ifade etse de, acilen vücudumuzu karantinaya almamızı gerektiren bir öneme sahip. Çünkü itiraf edemesek de, hepimiz birer şeker bağımlısıyız. Bu tehlikenin farkına varabilmek için ise,


Şeker nedir?


Ne zamandan beri bağımlıyız?


Nasıl zarar veriyor?


Nasıl önlem almalı? sorularını cevaplamalıyız.



1-Şeker nedir? 



"Şeker veya sakkaroz çoğu bitkinin bünyesinde bulunur. Fakat bünyesinde ekonomik olarak şeker elde edilebilecek kadar şeker bulunduran iki bitki vardır: Şeker kamışı, Şeker pancarı." - Vikipedi


Kanda bulunan doğal şeker- glikoz ve meyvelerde bulunan tat veren doğal şeker- fruktozun birleşimiyle oluşan sakkaroz bir karbohidrattır. Şeker kamışı ve şeker pancarı dışında bulunan sakkarozun teknik bir önemi de yoktur. Ve günümüzün kötü kahramanı- "rafine şeker" şeker kamışından ve şeker pancarından elde ediliyor. Çok daha beterleri ise "şuruplar".

Bahsettiğimiz tüm bu şekerler, markete girdiğinizde "en sağlıklısı bu" diye seçtiğiniz paketli ürünün içinde bulunuyor. Ketçabınızda, salçanızda, yağsız sütünüzde, kolalarınızda, pasanızda, çöreklerinizde, diyetik müsli ürünlerinizde, balda, sütlü köpüklü kahvenizde ve b. ... 


İlk olarak, M.Ö.510 yılında, Perslerin Hindistan'ı işgaliyle "arısız bal veren kamış" adını alan şeker kamışı, ilk başlarda şeker üretiminde ana kaynaktı. Hatta eski Roma ve Yunan tıbbında  Dioscrides gibi birçok bilim adamı tarafından ilaç olarak kullanılır. 


Şeker pancarı ise 1747'ye kadar şeker kaynağı olarak tanınmamıştı. 


Ticaret zekası yüksek olan fakat üretimi yapamayan Araplarla yolculuğuna devam eden şeker kamışı, Batı Avrupa'ya, Haçlı Seferleri ile "çok lezzetli baharat" adıyla ulaştı.

Kendisine ait olmayan iklim kuşağında katiyen yetişmeyen ve üretimi de hiç kolay olmayan şeker kamışı, bu yetiştirilme bölgelerinden çok daha uzak yerlerden yoğun bir şekilde talep ediliyordu. Dolayısıyla, şeker kamışı üretimi, Yeni Gine'den Hindistan'a, oradan Küba'ya, Brezilya'ya Amerika kıtasına yayılmaya başlar ve şeker üretimi bizim için yetersiz hale gelir. Talep karşılığında zor erişilen şeker pancarı, değerine değer katar ve fiyatını arttırır.


Pahalı ve ulaşılması zor olan şeker, uyuşturucu gibi, insanlar tarafından tutkuyla istenen bir maddeye dönüşür. Tüccarlar bu durumdan oldukça memnun kalır ve şeker ana ham madde listesinde en favori ürün seçilerek, yıllarca mevkisini korur. 

Vakti zamanında, lüks haline gelen şeker, endüstri devriyle, Avrupa aristokratlarının masasına dekor olmaktan kurtularak halk kitlesine ulaşır.


1950'li yıllarda bilim adamları insan sağlığına düşman olan maddenin yağ mı şeker mi olduğuna dair görüşleri yüzünden ayrılığa düşerler. Pazardaki birçok besindeki yağ azaltılır ve tadı kaçan yiyeceklerdeki bu boşluk şekerle doldurulur.


1957'de mısırdan şeker üretme imkanımızın var olduğu keşfedilir, 1970'lerde de endüstriyel üretime uygun hale gelen mısırdan şeker üretimi prosesi gerçekleştirilir. Ve böylece Dr. Yoshiyuki tarafından "fruktoz şurubu" piyasaya sürülür.


1977'den beri şeker tüketimi büyük bir hızla, yorulmadan usanmadan büyüyor.



2-Ne zamandan beri bağımlıyız?



Henüz resmi olarak insan bile değilken şeker bağımlısıydık. Sebebi ise şekerin meyveler de dahil olmak üzere hemen her yerde bulunuyor olması.


İlkel atalarımız, kışın dondurucu soğuğundan ve kıtlığından sağ kurtulabilmek adına yağlanma politikası geliştirirler. Yağlanma ihtiyaçlarını ateş bulunmadan önce meyveleri tüketerek, ateş bulunduktan sonra ilaveten bal tüketerek karşıladılar.


Bilim dünyasında bizde var olduğu düşünülen "tıkınma geni"nin kaynağı da şeker bağımlısı olmamızda role sahip.


Tıkınma geni, bir meyve ağacı bulup çatlayana kadar meyve yemek hedefiyle oluşmuş. Bu da yüksek miktarda fruktozun vücuda girmesi demektir. Yağ depolanması ile sonuçlanır. Ve günümüzde, "viseral yağlar"a - kat kat yağdan oluşan elmaya benzetilen göbek form- ilk kez atalarımız sahip çıkılmıştır diyebiliriz.



3-Şeker bize nasıl zarar veriyor?


Bağımlılık yapıyor! 


Tatlı kriziniz tuttuğunda, yediğiniz bir kaşık puding içerisindeki şekeri algılayan dil reseptörleri, sindirim sisteminin diğer üyeleri- mide ve bağırsak, beyninizin ön kısmındaki birçok yerlere sinyal gönderir. Tat algılama bölgesini içeren Serebral Korteks, şeker ile ödül merkezinizi uyarır, böylece daha fazla tatlı yeme isteğinizi oluşturur. Dozu ayarlayamadığınız takdirde ise, kontrolünüzü kaybetmenize, tekrar tekrar istemenize ve şeker toleransı artışına neden olur. 


Ödül mekanizmasının gözde maddesi, çok değerli nörotransmitterimiz "dopamin" beyimizin her tarafında bulunur. Dopamin zevk ve ödül duygularını yaratır, motive eder. Yani coşku verici kimyasalımız.

Sigara, alkol, uyuşturucu ile yüksek miktarda salınan dopamin, bağımlılık oluşturur. Aynı tepkiyi birazcık daha yavaş ama etkili bir şekilde, şeker tükettiğimizde verir. 


Günde çok az veya nadiren tükettiğiniz şekerli bir yiyecek, sağlıklı bir besin kadar dopamin arttırabilir. Fakat sürekli veye dozunu ayarlayamadığınız kadar yediğiniz şeker dopamin seviyesini sürekli arttırır, bu da daha fazla ödüllendirilmek için daha fazla yemek istemenize yol açar, adeta bir uyuşturucu gibi davranır. 


Yağ olarak depolanır, obezite, insulin direnci tetikler!

Fazla tükettiğiniz şeker içerisindeki fruktoz karaciğerde yağ olarak depolanır. Bu yağ hem insulinin hormonunun işini yapmasını engeller hem de damar tıkar. İnsulin hormonu işini yapamayınca kanda bulunan glikoz, besin ihtiyacı bulunan hücrelere geçemez. Bu da sürekli yükselen kan seviyeli bir vücut ve beslenemeyen, dolayısıyla yıkıma uğrayan hücreler anlamına geliyor.


Yüksek miktardaki şeker alımının tetiklediği LDL ve trigliserid miktarındaki artış kalp sağlığını olumsuz etkiler. Vücuttaki trigliserid miktarının ve kötü kolesterol olarak bilinen LDL’nin artması zamanla damar tıkanıklığına neden olabilmektedir. Damarların içinde biriken bu maddelerin artması kalp krizi riskini artırır. 


Öğrenme güçlüğü ve dikkat eksikliği yaratıp zekayı geriletiyor!


Avustralya Ulusal Üniversitesi’nde yapılan çalışmaya göre; kan şekerinin uzun süre normal değerlerin üzerinde seyretmesi ile beyin küçülmesi görünebiliyor, bu da fazla şekerin dikkat eksikliği ve öğrenme güçlüğü etkilerini ortaya sunuyor.


Kansere neden oluyor!


Doğal olarak şeker içeren tahıllar, süt ve süt ürünleri, kurubaklagiller aynı zamanda kansere koruyucu olarak görev yapan vitamin, mineral, antioksidan ve fitokimyasallar gibi maddeler içeriyorlar. Bunun aksine sofra şekeri boş kalori olmasının yanı sıra hiçbir koruyucu madde içermiyor. Üstelik yüksek şeker alımı insülin direnci ve obeziteyi tetikleyerek indirekt olarak meme kanseri gibi bazı kanserlerin riskini arttırıyor. Yapılan çalışmalarda besinlerin glisemik yükü ile meme, kolorektal, endometrium ve pankreas kanserleri arasında pozitif ilişki tespit edilmiş.

Protein yapısını değiştirerek, zarar veriyor!


Şeker molekülleri vücutta fazla miktarda bulunduğunda proteinlere bağlanarak proteinin yapısını değiştiriyorlar ve bu olaya da “glikasyon” deniyor. Bu birleşme sonucu cildin en önemli yapıları olan kollajen ve elastin proteinleri zarar görebiliyor. Cildin elastikliğini ve sıkılığını sağlayan elastin ile kollajenin şeker molekülleri tarafından hasar görmesi de ciltte sarkma, kırışıklık ve yüzeyde bozulmalara sebep olabiliyor.



4-Nasıl önlem alınmalı?


Şeker sadece bir beslenme sorunu değil, aynı zaman da önemli bir halk sağlığı problemidir.


Konu kilo parantezine alınmayacak kadar derin. 

Şeker kamışı ve şeker pancarıyla serüvene başladık ve fruktoz dediğimiz minicik bir karbonhidratın doz ayarlanmaması durumundaki yıkıcı etkilerini anlattık. Bu etkilerin hepsinden uzakta durabilmek mümkün; mümkündür, fakat kolay değil. Çünkü şeker hayatımızın her yerinde. Ve sadece "şeker" ismiyle de bulunmuyor. "Glikoz şurubu", "yüksek fruktozlu şurup" adıyla hem etkilerini katlayarak hem de miktarını arttırarak birçok besinde bulunmakta yapay şekerler.


Glikozun kana katılarak vücut tarafından kullanılabilmesi, fruktozun ise sadece depolanabilmesi bu 2 şurubun etkilerini farklı kılıyor: glikoz şurubu tek başına çok zararlı olmazken, früktoz şurubuyla beraber büyük bir tehlike arz ediyor. 


Şeker hazır gıdalara eklenmesi gereken, tüketilmesi elzem olan bir besin maddesi değilken, neden üstüne bu kadar düşülüyor?


Ayrıca alışkanlık yapıyor, sağlıya zararlı ve uzun süreli kullanımında toksik etki oluşturuyor. Neden bu zehri tüketmeye devam ediyoruz?


Şeker tüketimine devam etmemizin nedeni, söz konusu para olduğunda, kaynağıyla değil, sadece miktarıyla ilgilenen dev endüstriler.


Fruktoz şurubu gibi zehirli bir madde yerine glikoz şurubunu neden kullanmaz bu endüstriler mesela? Fruktoz şurubunun çok daha ucuz olmasından dolayı. "Bir kilogram glikoz şurubu kullanmak yerine, yarım kilo früktoz şurubu kullanıp aynı etkiyi oluştururum, daha çok para kazanırım!" diyen bu açgözlü ve merhametsiz dev endüstriler nedeniyle ailenizde diyabet hastalığı veya yakın tanıdığınız obezite hastası. 


"That Sugar Film" filmini izlerken bu dev endüstrilerin dil, din, ırk fark etmeksizin sadece maddiyatı önemsediğini görebiliriz. Adete ağzından salyasını akıtan, gözlerinde para simgesi olan bu eli kanlı endüstrilerin tek pazarladıkları şeker de değil. Sigara ve şeker endüstrisinin yakın dostluklarından bir başka blog yazısında bahsedeceğiz. 


Peki nasıl bu beladan kurtulabiliriz? Sürekli vurguladığımız gibi, önemli olan dozunu kıvamında tutabilmek. Bunun için sebze ağırlıklı beslenmek kesin. Hazır yemekler tüketmemek gerek. 

Çok sağlıklı ve güzel bir yemek yediğinizde dopamin salgınız artar, fakat aynı yemeği her gün yemeğe devam ettiğiniz de dopamin salgınız gittikçe düşer. Sebebi, beyninizin yeni tatlar denemenizi istemesidir. Besin çeşitliliği ile vücudunuz, ihtiyacı olan tüm vitaminleri ve diğer maddeleri temin eder. Yani, sağlıklı besinleri de sizi cezbedecek hale sokmanız gerek.


Kötü alışkanlıkları bırakmak gerek.


Bilinçlenmek ve bilinçlendirmek gerek.


Yediğiniz meyvelerin miktarına dikkat etmek gerek. Unutmamalıyız, tüketim miktarı ayarlanmayan organik besin de vücuda zarar verir. 


Tüketttiğiniz tatlıların içindekiler kısmını her zaman okuyup şurup içeren besinleri olduğu gibi bırakıp uzaklaşmanız gerek. 

Mümkünse hiç paketli yiyecek tüketmemek gerek.


Tabi ki, en iyi seçenek bir babayiğitlik göstererek şekeri tamamen hayatınızdan çıkarmak.

Eğer bunu yapabilirseniz, serüveninizi tüm ayrıntılarıyla öğrenmek isteriz. 



Kaynakça için email atmanız yeterli olacaktır. İyi okumalar :)

Yorumlar


bottom of page