Mutluluk Üzerine
- aykutckaratas

- 10 Haz 2020
- 4 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 8 Tem 2020
"Yaşamak için ayağa kalkmamışken, yazmak için oturmak nasıl da beyhudedir?"
Henry David Thoreau
Yazma eylemi büyük bir tutsaklık ve özgürlüğü bir arada barındırır. Diyalektik olarak birbirini var eden çeşitli durumların, büyük bir kısır döngüde yoğrulması ve bir ürün olarak ortaya çıkmasını sağlayan kutsal bir eylem; herhangi bir prodüksiyon, bir alet ya da bir araç olmadan, kişinin kendi düşüncelerini pişirmesini ve bunu fırından çıkarıp diğer insanlarla paylaşmasını sağlıyor ve aslında büyük bir sorumluluk altına girmesine de neden oluyor. Gönül isterdi ki tüm düşüncelerimizi en yaban, en saf ve en doğal şekilde yansıtabilelim sevgili okurlar... Herkese keyifli okumalar.
Mutluluk tarih boyunca insanın nihai amaçlarından birisi olarak önümüze çıkıyor ve insanlık tarihi boyunca üzerinde durulmuş, tartışılmış, sorular sorulmuş en önemli konulardan birisi. Günümüzde çoğu insanın hayali mutlu olmakken kimileri bunu iyi bir kariyere, kimileri büyük bir televizyona, kimileri çocuğunun iyi bir iş sahibi olmasına bağlıyor. Kısacası her anlamda bir araçla ulaşılması planlanan bir amaç olarak karşımıza çıkıyor. Bireysel anlamda mutluluğun özellikle günümüz dünyasında pazarlanan ve satın alınabilen bir olgu olarak karşımıza çıktığı açıkça görülüyor. Bir ev reklamında eşini döven bir baba, ağlayan bir çocuk kısacası mutsuz aile tablosu göremeyiz. Bir araba reklamında araba süren insan mutlaka garip boktan bir gülümsemeyle karşılar bizi kısacası hayatın her alanında insana dayatılan bir olgudur mutluluk ve dayatılan her şey gibi bir takım olumsuzluklar barındırır. Peki bu olumsuzluklar nelerdir?
"İnsanlık özgürlük ile mutluluk arasında tercih yapmak zorundadır ve insanların büyük çoğunluğuna mutluluk daha uygundur."
George Orwell
Mutluluğun insan üzerinde sedatif bir etki yarattığını düşünüyorum. "Konfor alanı" (ing. comfort zone) dediğimiz alanın, insanın ontolojik süreç ve bu süreçteki çabasında düşeceği bir tuzak olarak değerlendirmek gerekir. Günümüzde huzur ve mutluluğun birbirinden ayrılması -en azından bilinç düzeyinde- zor bir konu olduğu için burada iyi bir ayrım ve çözümleme yapma ihtiyacı doğuyor. Huzuru, insanın konumundan ve içinde bulunduğu durumlardan rahatsızlık duymama durumu olarak tanımlayabiliriz. Yani huzur varsa bizi rahatsız eden bir unsur söz konusu olamaz. Bir bebeğin huzurunu ele aldığımızda gaz sancısı, açlık ya da anne sevgisi eksikliği gibi durumların olmadığı bir tablo düşünmemiz gerekir ve ardından bunu izleyen bir insan, o bebeğin mutlu olduğunu da varsayabilir. Peki günümüzde gerçekten bizi mutlu ya da huzurlu kılan şeyler tamamen temel ihtiyaçlardan mı yoksa dayatılan ve artık ezberlediğimiz araçlardan mı ortaya çıkıyor?
Sevgili okurlar burada yapmamız gereken hisleri ve durumları neden-sonuç ilişkisi içerisinde incelememiz. Bizi mutlu veya huzurlu hissettiren durumların gerçek anlamda ruhumuzda ve benliğimizde bıraktığı etki, bireysel anlamda analiz edilmesi gereken bir olgu. Çoğu insanın hayatındaki anlam arayışı sırasında atalet içinde bulunması varlığının gelişimini etkileyen belki de varoluşunun önünde engel oluşturan en büyük etken. Bazen kendimizi bomboş yaşamış, depresif ve ölümün karşısında "Daha hiç yaşamadım ki" dediğimiz halde bulabiliriz ve bu hal insanda ezilmeye benzer bir his ve korku uyandırır. Psikososyal gelişim dönemlerinden sonuncusu olan yaşlılıkta, bu sorunun daha çok görüldüğü göze çarpmaktadır. Kişi kendisinin henüz tam anlamıyla yaşamadığını düşünerek ölümün yakında olduğu hissiyle beraber bir çöküş dönemine girer. Peki yaşamı anlamlı kılan ve bizi bu sedatif etkiden kurtaracak yollar nelerdir?
"Kopmak zordur, bir bağı ortadan kaldırmak acı vericidir. Fakat çok geçmeden yerine yeni bir kanat çıkar."
Friedrich Nietzsche
Acılar, ihtiraslar ve yıkımlar... İnsanlar geçmişte ve bugünde bu duygulardan olabildiğince kaçmış, gerektiğinde en haksız anlarda bile yaşadığı acılarda çeşitli yüceltmeler, inkarlar, pazarlıklar yaratmış ve bu duyguların hayatındaki anlam arayışında kendisini ne denli önemli bir dinamizm içine sürükleyeceğinin bilincine varamamıştır. Acı bizi güçlendiren ve bütün bu durağanlığın içinde bizi harekete geçmeye zorlayan bir duygudur. Büyük acılar büyük gelişimle sonuçlanır. Bunların kutsallığı, bizi esareti altına alan mağaramızdan çıkaran, olayların arkasında hakikati görmemizi sağlayan duygular olmasıdır. Platon'un "Devlet" kitabındaki mağara alegorisinde bu durumu net olarak görmek mümkündür. Konuyu özetleyecek olursak mağarada yaşayan zincirlenmiş ve etrafına bakamayan bir grup insanı, toplumdaki bireylere benzetebiliriz. Ben, sen ve çevremizdeki diğer insanlar... Mağarada gördüğümüz bütün imgeler ve gölgeler gerçek idea ve hakikatin sadece bir yansıması fakat mağaradaki birey, içinde bulunduğu şartlara göre hakikatin tamamen bu imgeler ve gölgeler olduğunu düşünüyor. Çoğunluk, kabullenilmiş bu durumdan kurtulmaya çalışmıyor, atalet halinden sıyrılmıyor. Mağaradaki, zincirlerini gevşeten bir grup insan -ki burada büyük bir cesaret ve risk almak gerekiyor- arkalarını döndüklerinde gerçek güneşi ve nesneleri görüp bunca zamandır hakikatin gölgelerden ibaret olmadığını görünce aydınlanma yaşıyorlar ve özgürleşiyorlar. Bu noktada bireyin yapması gereken fakat çok da zor olan şey bilinmezliği ve bilinmezlikle gelen riski göze alarak cesaretli davranmak ve arkasını dönmek. Sevgili okurlar, ancak o zaman özgürlüğü tadabiliyoruz. Mağaradan çıktığımızda gözümüze çarpan o güneş bizi bir süre kör edecek ve gözlerimizi acıtacak belki ama bilmediğimiz bütün gerçeklik bu acıdan sonra ortaya çıkacak.
Mutluluk, her zaman istediğimiz ideal olgu olmayabiliyor, bazen mağaramızdaki çeşitli gölgelere yüklediğimiz gerçeklik anlamlarından dolayı hissettiğimiz bir duygu yanılsaması olarak karşımıza çıkıyor. Bu sahte duygu harekete geçmemizi ve gerçeği görmemizi engelleyen duygu da olabiliyor . Acılardan kaçmamamız, acıyı ve kötü addettiğimiz bütün duyguları kucaklayıp üretimle ve devinimle anlam arayışına çıkmamız, gelişim için bunun mükemmel bir araç olduğunu algılamamız ve her şeyiyle hakikate biraz daha yaklaşabilmemiz dileğiyle. Unutmayın ki; "Bizi öldürmeyen şey güçlendirir."
Sevgili okurlar bu benim bir platformda yayınladığım deneme niteliğindeki ilk yazım, fark edeceğiniz şekilde düşüncelerimi salt bir biçimde sizinle paylaşmak istedim. Umarım keyif almışsınızdır. Eleştirilerinizi ve önerilerinizi mail ve instagram adresimden bana ulaştırabilirsiniz. Geri bildirimlerinizi büyük bir heyecanla bekliyor olacağım... Sevgi ve sanatla kalın.







Yorumlar