Neden Astrolojiye İnanmamalıyız?
- eie
- 20 Tem 2020
- 6 dakikada okunur
Yazarın kelamı
Boğa burcuyum ve yükselenim yay. Malumatfuruşların dediklerine göre, "Bu kişiler zevklerine düşkün, iyimser, hareketli ancak aynı zamanda güven ve istikrara önem veren, karmaşık bir karaktere sahiptirler."
Daha Türkçe konuşmayı bilmediğim zamanlarda Rus magiasıyla ve astrolojiyle ilgili hatırı sayılır bir yakınlığa sahiptim. Kendimi uzun süre astrolojinin yaşam aracım olduğuna ikna ettim. O kadar uç bir seviyeye geldim ki, limiti aştığımı fark etmiş olmam bile takıntıdan kurtulmamı destekleyemedi... Şanslıyım ki, bana zarar verdiğini düşündüğüm ve saçma bulduğum şeylerden kolay ya da zor, bir şekilde vazgeçebiliyorum. Biraz zaman almış olsa da, sonunda, astrolojinin sihirbaz şapkasından çıkan tavşan numarasından başka bir şey olmadığını kavrayabildim. Meşakkatli serüvenden edindiğim bilgileri okuyucularla paylaşmak ve belki yeni bir düşünce tohumuna neden olmak bu yazıdaki esas amacım.
Daha rasyonalist ve materyalist bir düşünce sistemine yanlamak, bu gibi "sözde bilim" tuzaklarını teğet geçmenize yarayabilir.
Bu yazıda neler var:
Astrolojinin doğumu ve geçmişi
*Pseudoscience nedir?
Astrolojiye inanmanın nedenleri
*Plasebo etkisi nedir?
*Barnum etkisi nedir?
Astrolojinin doğumu
astro: Yıldız.
logia: Söylem, bilgi.
astroloji: Yıldızbilim. Müneccimlik.
Atalarımızın asırlar öncesinde, gökyüzüne bakıp çeşitli anlamlar yüklediği parıltılı cisimler, günümüzde karakter analizi yapmamızı sağlayan evrensel nosyona dönüşmüştür. Bu uzun soluklu yolculuğa giriş yapmadan önce, dilimize "sözdebilim" olarak tercüme edilen Pseudoscience'in ne olduğunu öğrenmekte fayda var.
Pseudoscience, sorgulamadan kabul ettiğimiz, bilim izlenimi veren ama bilim olmayan çoğu şeye verilen genel ad. Özellikle güncel bilgilere aykırı savlar ortaya atmasıyla bilim dünyasından ayrılır. Mesela, palmistry (el okuma, el falı), psikoanaliz, alternatif tıp en bilinen pseudoscience tiplerinden biri.
Astroloji de bilindiği üzere bir sözdebilim, yani pseudoscience. Bilimsel bir çalışma evresinden geçmez, kanıtlanamaz, doğrulanamaz. Buna rağmen, sözde-bilim uzmanlarının en sevdiği aktivite, sözde-bilimlerine olan sonsuz sadakatleriyle beraber bilim olduklarını iddia edip durmalarıdır. Savundukları bilimsel olmayan tezlerin yüzyıllara dayandığını güven sebebi olarak gösterir ve bu antikalığı çok iyi pazarlarlar.

Peki nereye dayanmaktadır bu yıldız kehanetleri? Cahiliye dönemimize desek, tatlı bir metafor yapmış oluruz. Asırlar öncesinde, daha elimiz yeni yeni tarım aletlerine alışmışken, gökyüzüne bakıp ışıldayan cisimleri ve bu cisimlerin yaptığımız ekimler üzerindeki etkilerini gözlemlerdik. Varoluşumuzdan bu yana geleceği kontrol altına alma veya geleceğe hükmetme tutkumuz her olayda olduğu gibi burada da ipleri eline alır ve daha ne olduğunu çözemediğimiz şeylere absürt anlamlar yüklememize aracı olur. Tabi, kurunun yanında yaşın da yandığı gibi astrolojiyle astronomi kardeş olur, her ikisi de bir kefede tartılır. Yiğiti öldürelim ama hakkını da yemeyelim; insanlık adına attığımız bu yarı bilimsel(!) adımlar bizim şu anki teknolojiye erişmemize de vesile olmuştur.
Hint, Çin, Mayalar gibi antik uygarlıkların karasal olaylarla ilgili tahminleri; astroloji ve astronomi bilgilerinin karışımından, yani hem mistik bir kehanetten hem de önemli bilimsel gözlemlerden oluşmaktaydı.
M.Ö. 2000'li yıllarda, Babil kültüründeki astrologlar, yaptıkları astrolojik gözlemleri tabletlere kaydetmişler.
Kladyus Batlamyus yazdığı bir kitapla astrolojiyi dünyaya yayan en önemli astronomdu. Tek sorunu, bilimsel olanla bilimsel olmayanı ayna kazanda kaynatmasıydı.
Güneş ve ay tutulmalarının da yazılı olduğu Sargon kitabelerinde astrolojiye dair buluşlar 70 tabletle özetlenmiştir! Hepimizin aşina olduğu "12 Burç" fikri, ilk kez burada oluşmuştur. Dönemin astrologları, sene içerisinde Ay'ın Güneş'e göre farklı bir yol izlediğini, bu yol boyunca farklı şekillere büründüğünü fark ederler. Bu yolu izleyerek, gözlemlerinin hepsini 12 dizilimle işaretlerler. Dizilim içerisinde kalan yıldızları kodlayarak, bu yıldızları 12 adet burçla ilişkilendirerek resmederler. Buna göre:
Güneş burcu siz doğduğunuzda güneşin içerisinde bulunduğu dizilime tekabül eder. Yani ben doğduğumda, Güneş boğa resminin bulunduğu dizilimin içerisindeymiş.
Doğum haritası denen şey ise siz ilk nefesinizi aldığınızda gezegenlerin dizilimidir. Güneş, ay, ve güneşin doğup batmasına göre şekillenen bir "yükselen burcunuz" var. Kişisel şemanız hayatın farklı alanlarıyla ilgilenen 12 eve bölünür. Bunlar gezegenlerin açıları ve pozisyonlarına göre şekillenen bir şema demektir. Yani bunun Mars evi var, Venüs evi var, 10. evi var, bilmem kaçıncı evi var, var da var....
Büyük İskender'in fethiyle seyri tamamen değişen Yunan kültürü, Babil astrolojisini ve Mısır'ın Decanic astrolojisini (Babil astrolojisiyle paralel tutum seyreder) sahiplenerek, "Helenistik Astroloji"yi -"Batı Astrolojisi"ni ortaya çıkarır. Bu döneme kadar, gelecekle ilgili kehanette bulunmayı akıl etmemiş olan Eski Yunan medeniyeti, bu dönemden sonra tam tersi bir tavır takınır. Artık, iktidarda bulunan hükümdarların taht sürelerini, doğa olaylarını, kıtlığın ne zaman olup olmayacağını yıldızlarla öğrenmek mümkündür. Gelecek, insanların hemen başı üstünde, tam tepesinde, gezegenlerin diziliminde yazılıdır.

Dünya'nın düz olduğu vakitler, Galileo ve Kepler gibi bilim adamlarının ortaya attığı buluşlarından kaynaklanan çeşitli cezalarla veya özellikle idam tehlikesiyle yüz göz oldukları dönemlerdir. Galileo'nun matematiksel deneyleriyle astrolojinin seyrinin tamamen değişeceği bir şey gerçekleşir: İlk bilimsel metodoloji denenir - astronomi denen bilim resmi olarak keşfedilir. Ve böylece, astroloji ile astronomi kan kardeşliğinden, birbirine özge iki mefhuma bürünerek, gerçek kimliklerini kazanırlar.
Galileo faturalarını ödemek için ailesine ve zengin müşterilerine horoskop yazıyordu.
Rönesans dönemi hareketleriyle, coğrafi keşifler, bilimsel buluşlar sayesinde, gittikçe vizyonu artan ve aydınlanan insanlar, artık bilim değerine sahip olmayan şeyleri göz ardı etmektedir. Astroloji de bu kurbanlardan biri olur, ta 1800'lü yıllara kadar tozlu raflara kaldırılır. Tabiri caizse, "müritleri" haricinde bu fenomeni pek ciddiye alan bulunmazmış. Artık neyin bilimsel olup olmadığını anlayabileceğimiz metodlara sahibiz. Fakat astrologlar bu gibi bilim olayları karşısında üç maymunu oynayıp kehanet sanatlarını sürdürmeye devam ederler.

1930 tarihi... Bir astrolojik "sallamasyon" tüm bildiklerimizi bize unutturacak ve günümüze değin sürecek olan horoskop aşkımızı sil baştan tetikleyecek. Naylor adında bir astrolog, Londra gazetesinde yeni doğan prenses Margaret'in geleceğine dair ufak çaplı tahminlerde bulunduğu bir köşe yazısı çıkarır. Prensesin yedi yaşına bastığı vakitlerde kraliyet ailesinin inanılmaz öneme sahip olaylar yaşayacağına dair öngörüde bulunan Naylor, turnayı tam gözünden vurur. Prenses Margaret yedi yaşına gelmeden önce, amcası tahtı babasına bırakır ve böylece, ablası Elizabeth tahtın varisi olur. Bu mükemmel tahmini tutturan Naylor artık gazetede daimi köşesine sahiptir ve bundan şevk alan astrolog, güneş burçlarına yönelik sıradan okuyuculara da hitap edecek "horoskoplar" yazar. Halk tarafından hemen benimsendiğine şahit olan diğer gazeteler de, Londra gazetesini takiben günlük burç fallarına pek spesifik olmayan fakat okurlarınca "alın yazısı" olarak kabul edilen köşe ayırmaya başlar.
*horoskop: Eski Yunancada horeo - zaman, çağ, devre + skopeo - gözetlemek, seyretmek kelimelerinin birleşiminden gelir. Fransızca ve İngilizce anlam karşılığı: "bir kimsenin doğum gününe göre bakılan fal"dır.
Halkın ilgisini çeken Prenses Margaret'in büyük kehanet patlaması çekirdek misali hızla tükenir. Astroloji merakı bir süre daha trendlerde durur tabii, Vietnam Savaşı itibariyle ise önemli bir düşüş yaşar ve bir daha asla eski popülaritesine ulaşamaz.

Günümüzde, Hindistanda kanallar haber yayınından sonra astrolojik yayın yapıyor. Çin'de yıllık astroloji takvimi ciddiyetle yanaşılan bir konu. Dünyanın dört bir yanında sunulan magazin programları ya da herhangi bir programda astrolojik bir konuya dokunulmuş olması pek muhtemel. Boyutları aşan, istediği burçta doğmadığı için çocuğunu reddeden anneler bile mevcut.
Teknolojiyle beraber yayılımı da kolaylaşan ve dolayısıyla, hızlanan astroloji, ilgilenen herkesin bir süre sonra kendisini astrolog ilan etmesine de sebebiyet vermiştir. Belki, siz de astrolojiye önem veren birey olarak bu yazıdasınız; hatta belki, hatrı sayılır bilgi birikimine sahip olduğunuzu düşünerek kendinizi astrolog bile ilan etmiş olabilirsiniz.
Eski çağda, gökyüzüne bakıldığında anlamlar çıkarılan yıldız dizilimlerinin gerçekte evrenin her yerinde bulunduğunu ve tamamen savruk bir dizilime sahip olduğunu hatırlatmakta fayda var. Biz bu yıldız dağılımlarının merkezinde bile değiliz.

Jung kişilik arketipleri, astrolojiye düşkün psikoanaliz kurucularından olan Carl Jung tarafından oluşturulan 12 adet karakterdir. Aynı projeden ilham alan Myers Briggs bu kişilik kategorisini düzenleyerek günümüzde halen markalar tarafından şirket çalışanlarının iş başvurularında kullanılan kişilik testini oluşturmuştur.
1960'ların sonlarına geçiş yaptığımız yeni dönemde-Yeni Çağ Hareketi'nde astroloji kitapları, şarkıları, dergileri çıkmaya başlar. Tam da bu yıllarda New York Times çok satanlarında yer edinebilen ilk astroloji kitabı ortaya çıkar. Yazarı Linda Goodman olan bu kitap tam 30 milyon satar ve 15 dile tercüme edilir. Konusu ise zodyak burçları ve bu burçların kişilik üzerindeki etkileridir.
Yakın bir zamanda dünyanın 2000 yıl önceki eksen eğikliğiyle burçların tarihlerinin değiştiği haberleri çıkmıştı. Yeni burçlarına atanan kişiler, yeni duruma adaptasyon sağlayabilenler ve eski burçlarına sadakatlerini sürdürenler şeklinde iki gruba bölündü. Fark ettiyseniz, bu durum karmaşası bile psikolojik bazı etkenlerin var olduğunu ve kehanet akidesinin tamamen yönlendirmeye, kendini manipüle etmeye dayandığını göstermeye yeterli.

Hayatımızın kontrolünü elimizde tutmaya çalıştıkça geleceğe olan merakımız körükleniyor. Horoskoplara olan eğilimimiz de kontrol stresinden kaynaklı. Motivasyon sağlayan ve bize gerekli olan enerjiyi veren yazılar performansımızı yükselttikçe bu yazılara bağımlılık oluşturuyoruz. Mutlu olmamız için gerçek olmasına ihtiyaç duymuyoruz ve doğal olarak, Placebo etkisini yaşıyoruz.
Placebo Effect'i tıbbi bir fenomen olup gerçekmiş gibi gözüktüğü halde gerçek olmayan bir şeyden etkilenmemiz şeklinde açıklanabilir. Yani bize ilaç diye verilen bir şekerden gerçekten ilacı içmiş gibi etkileniyorsak, Plasebo tesirindeyiz.
"Ben de çok inanmam ama bazen gerçekten tutuyor." diyenlerdenseniz, küçük bir deneyden bahsedelim:
Yıllar öncesinde, 1948 yılında, Amerikan psikolog Forer 40 kişilik sınıfına kişilik testi yapmış. Tek bir profilden yararlanarak testlerde farklı bir karakterler var olduğu izlenimini oluşturmuş. Tabi, 40 kişiden 39 kişi sazan misali süzülerek, testin kendisini yansıttığını söylerler ve "Forer Effect" denen mefhumun doğumunda rol oynarlar. Olay şu ki, bu etki birkaç yıl sonra Barnum denen ünlü basın ajanlarından biri tarafından medyaya pazarlanır. Böylece, Forer Effect'i "Barnum Effect"i olarak tanınmaya başlar.

Sözümün özü şu, herhangi bir burcun başlığını gizleyerek horoskopunu elinize tutuştursalar ve bu sizsiniz deseler, zamanla bu iddianın doğruluğuna ikna olabilirsiniz. Çünkü elinize tutuşturulan fal, tamamen ucu açık bir metinden oluşmakta. Her ne kadar inat etseniz de, genel kurulan cümleler hayatınızda bazı noktalarla uyumlu hale gelip kafanızı karıştıracaktır.
Astroloji kehanetsel olması ile ilahi olana ulaşmak ve onu anlamak fikrine yatkındır. Dinlerden spiritüel verimini alamayan kişiler astrolojiyle büyük bir genellemeden daha öznel değerlere kayıyor, ait olduğu topluluktan farklı olduğuna dair ilgi alabiliyor. İnsanımsı olmaktan çıkabildiğimiz ufacık bir yazı bile bizi tatmin ediyor, yüceleşme yolunda ilerleme tutkumuzu körüklüyor. Sonsuz bir galakside herhangi bir mevkide bulunuyor olmak ve bunun kaderimiz olduğuna inanmak, bize bir anlam yüklenildiği ve bu anlam uğruna yaşadığımızı gösteriyor. Tabii, tüm bu sebepler diğer sözde bilimler arasında astrolojiyi en çekici kılıyor. Aslında aradığımız şey, yaşamak için bir anlamımız olduğuna inanmak.











Yorumlar