top of page

Neden Kadınlar Erkeklerden Daha Düşük Maaş Alıyor?

  • Yazarın fotoğrafı: eie
    eie
  • 8 Oca 2020
  • 4 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 30 Mar 2020


Bu problemi, ilk kez, tıp derslerime giren hocam tarafından duymuştum. Aynı pozisyonda çalışan kadın ve erkek doktordan kadın doktor, erkek doktorun beşte biri kadar maaş almakta. Sebebini sorgulamak ise uzun bir araştırma gerektirdi.

Ne yazık ki, bu maaş eşitsizliği sadece tıp dünyasında değil, hemen hemen bütün mesleklerde mevcut.

Türkiye, Dünya Ekonomik Forumu’nun 144 ülkeyi kapsayan Küresel Cinsiyet Uçurumu 2017 araştırmasında, ekonomik katılım ve fırsat, eğitime katılım, sağlık ve sağ kalım ve politik güçlenme göz önünde bulundurulduğunda, 131. sırada yer almaktadır. http://www3.weforum.org/docs/WEF_GGGR_2017.pdf


Atatürk Devrimi ile, 1930'da yerel, 1935'te genel seçme ve seçilme haklarına kavuşan ülkemizin kadınları nasıl oldu da bu kadar ayrım


İlk kez duyduğunuzda, tamamen cinsiyet ayrımcılığından kaynaklanan bir durum diye düşünebilirsiniz. Haksız bir yargı değil, çünkü başta durumlar bu sebeple gelişmiş.



1950'li yıllara kadar gelişmiş birçok ülkeler de dahil, kadınların hizmet konumu ev ile sınırlıydı. Kadın çocuğuna bakar, eşi için yemek hazırlar, evi temizler. Kariyer dediğimiz şey ise erkek için geçerliydi. İlkel atalarımızdan kalan bu inanç aynı zamanda yasal olandı.


Buna sebep olan olumsuzlukların başında annelik ve kadınların eğitimsizliği geliyordu. Bir kadın yeteri kadar eğitim göremezken, erkek üniversite de devam edebiliyor; bir kadın meslek çıtasında sadece öğretmen olabilirken, erkek istediği mesleği seçebilme hakkına sahipti.


Kültürel cinsiyet eşitsizliğini destekleyen normlar da ateşi körüklüyordu. "Kadın güçsüz, kadın aptal" gibi düşünceler ne yazık ki, eski uygarlıklarda doğru kabul edilirdi. Hatta Arap toplumlarda,şahitlik için bir erkeğin söylediği söze karşılık, bir kadının söylediği söze inanılmazdı. Şahitlik için iki kadının sözüne ihtiyaç duyulurdu. Bunun gibi birçok kültürde bulunan suçu dine atılan düşünceler, demokratik ülkelerde kadınların parlamenter haklarında büyük bir engel olarak duruyordu. Kadınlar milletvekili olamıyor, seçimlerde etkin olarak bulunamıyordu.



Buna rağmen, çalışmayı göze koymuş kadınlar fabrikalarda, "feminen meslek"lerde ekmek parasını kazanabiliyordu. Çalıştıkları pozisyonlar ise genelde el işi gerektiren bölümlerdi.

O dönemin şartlarına göre, yaptıkları aynı iş için erkekler 1 dolar kazanırken, kadınlar 60 cent kazanabilirdi.


Kadınlar durumun farkına vardıkça, haklarını aramaya başladıkça, işler kısa sürede değişti. Özgürlük için savaş veren kadınlar tırnaklarıyla kazıyarak da olsa siyaset de dahil olmak üzere, birçok dalda haklarını kazanabildiler. Artık kadınlar meclislerde bulunuyor, sandıkta oy kullanabiliyor, hatta başkan seçilebiliyordu. Bu her şeyi değiştiren ayaklanmalar ile kadınlar normları yıkmakla kalmamış, iş dünyasındaki neredeyse bütün engelleri yıktılar.


Yeni Zelanda, 1893'te henüz bir İngiliz kolonisi iken kadınlara genel seçimlerde seçme ve seçilme hakkı veren ilk ülkeydi.

İslam ülkeleri arasında kadınlara seçme seçilme hakkını veren ilk ülke Azerbaycan'dır (1918).


Ayrımcılığa yol açan en büyük sebeplerden biri de çocuk bakımıyla ilgilenmekti. Yine ilkel atalarımızdan kalma bir miras, avlamak için mağarayı terk eden baba, bebeğiyle beraber kalan anne. Bu genetik miras,günümüze kadar uzanarak tek bir yargıyı oluşturdu: çocukların birincil bakıcılarının annedir. Peki bu, "anne çalışmamalı" anlamına mı geliyor?


Hayır. Çocuk sahibi olan bir annenin çalışmamasını birçok kişi haklı bulurken, bu yargının yanlış olduğu defalarca ispatlandı. Bir kadın çocuk sahibi olduktan işten sonra kavuşacağı çocuğunu düşündükçe, çalıştığı işte daha kısa sürede daha fazla verim gösterebiliyor. İşinden uzaklaştırılmak zorunda kalan bir kadın ise eşiyle arasında var olan maaş eşitsizliğine yenik düşebiliyor. Ve birçok kadın geri dönme fırsatına sahip olamıyor.


Küçük kurumlar için çalışan eksikliği göz yumulacak bir mesele iken, şirketlerde pozisyonu hızla ve kolayca doldurabilme şansı olduğundan, şirket tarafından uzaklaştırılan kadına yapılan işlem aslında cinsiyetçi ceza uygulaması olabilir.


Genellikle evlilikte temel şöyle kurulur: kadın çocuk olana kadara çalışmaya devam edecek, çocuk olduktan sonra işten ayrılacak, sadece çocukla ilgilenecek ve erkek eve ekmek parası getirmek için çalışmaya devam edecek. Yıllar geçtikçe kadın çocuğun tüm bakımını üzerine üstlenirken erkek sadece işiyle ilgilenir, böylece erkek terfi alırken kadın elinde temizlik bezi ve biberonla eşinin yolunu beklemekte. Doğal olarak, aradaki maaş farkı gittikçe derinleşen bir çukura benzemekte.


Yanlış anlaşılmak istemem, mutaasıp bir feminist cümleleri değil bunlar. Bunlar desteklediğim akımdan bağımsız olarak şikayetçi olduğum ve dile getirmek istediğim düşünceler.


Ayrıca, eminim ki, evlendikten sonra evinin ve ailesinin tüm masraflarını tek başına üstlenmekten oldukça korkan ve bu nedenle stres yaşayan birçok erkek mevcut. Onlar da tüm giderlerin tek el tarafından karşılanması yerine, hayat arkadaşı ile ortaklaşmayı daha makul bulurlar.


Ortaklaşmak demek, kadının yine tüm bakımı üstlenip yetmezmiş gibi, yarı zamanlı işini de yetiştirmeye çalışması demek değildir. Ortaklaşmak demek, tüm sıkıntıları kişilerin çapına göre orantılı bir şekilde paylaşmaktır. Sonuçta, doğan çocuğun üremesinden tek bir kişi sorumlu değil. Ortaklaşa atılmış bir adımın sonuçları da paylaşılarak, sıkıntısız giderilebilir.


Peki, anne olmayan kadınlar ne yapıyor? Aynı pozisyonda çalıştığı erkekle aynı maaşı alıyor, demek isterdim. Fakat gerçek bu değil. Çalışan bir erkekle aynı pozisyonda kadın, erkek 1 dolar kazanırken, tam 96 cent kazanmakta!


Kadının iş dünyasında bulunması bile insanlar tarafından yadsınamamışken, böyle bir adaletsizliğin günümüzde devam etmesi enteresan. Çok çalışması nedeniyle terfi alan bir kadının nasıl terfi aldığı sorgulanır, hatta kendi hemcinsleri tarafından bile türlü ithamlara maruz kalabilir. Terfi aldıktan sonra, bir erkek ailesiyle ilgili fotoğrafları masasında motive edici bir nesne olarak kullanabilirken, çoğu yerde kadın aynı şeyi yaptığında "verimli çalışamıyor, aklı çocuğunda, herhalde" diye kara listeye alınıyor.


Yeri gelmişken belirtelim ki, "feminen meslek" denilen şey de bir hatadan ibaret. Müdürleri tarafından istismar edilen kadın sekreter, doktorlar tarafından taciz edilen hemşireler ve b. gibi durumlarla yok yere başa çıkmak zorunda kalan kadınlar var. Hem hak ettiği maaştan az alacağız, hem de istismar tehlikesiyle savaşacağız. Tüm bunlar yüzünden seçim skalamız daralıyor ve belirli kalıplar içerisinde hapis kalıyoruz. Cezalandırılmadan kadın olabilme şansına sahip olmamız gerekiyor.


Dünyanın ilk kadın başbakanı, Sirimavo Ratwatte Dias Bandaranaike Sri Lankalı.

Bu kalıplardan kurtulmak adını hakkını arayan kadınlar çeşitli ülkelerde ayaklanmalar çıkardılar. Misal,1975 İzlanda'daki grev, 1980'de ülkelerine ilk kadın başbakanının demokratik yollarla seçilmesi ile sonuçlanmıştır.

Yapılan değişikliklerle, İzlanda yeni bir düşüncenin tüm dünyaya yayılmasına sebep olmuştur: "Garantili doğum izni". (Ülkemizdeki "Analık izni") Bu şekilde bebek, temel ihtiyaçlarını annesinden karşıladıktan sonra, anne yeniden işine geri dönebilecek garantiye sahip olur.


İzlanda, aynı yaptırımı erkekler için de denemeye 2000 yılında karar verdi, tabiri caizse "babalık izni" de denebilir. Bu hem babaların da bebeklerine vakit ayırmasına sağladı.



İzlanda savunduğu düşünceleri, harekete geçirerek aradaki maaş farkını yıllar sonra Amerika'yı (0.81 cent) arkasında bıraktı (0.91 cent).


Bu aradaki maaş farkının azaltılabileceğine dair umut vaad eden gelişmeler neden bizim ülkemizde de olmasın? Neden 144 ülke arasında en sonlarda bulunuyoruz?


Yapmamız gereken tek şey, uyutulmaya çalışıldığımız bütün ülke meseleleri gibi bu mesele karşısında da bilinçli olmak insanları da aynı miktarda bilinçlendirmek. Kültürel bir değişimi biz de İzlanda ya da diğer Avrupa ülkeleri gibi başlatabiliriz. Önce kendi hatalı düşüncelerimizi değiştirmeye başlayarak tabi.


Hiçbir şeye bedava sahip olunamayacağını benimsememiz gerek.


Ne kadar istersek, o kadar başarırız.




Yorumlar


bottom of page