Sevgi(miz) Hakkında
- Şafak Fırat Yurdakul

- 31 Tem 2020
- 6 dakikada okunur
Sevgi hepimizin hayatında kimi zaman en güzel anları yaşatan kimi zaman da lanet ettiğimiz, "ovşitfakyegaddemit" dedirten, hiç yaşamamış olmayı dileyeceğimiz anları yaşatan aynı zamanda hayatlarımıza anlam katan, olmazsa olmaz bir duygumuzdur..

Temel insan gereksinimlerinden biri olan sevginin hayatımızda da aktif bir rolü vardır.
Hadi gelin sizinle şöyle bir metaforla sevgi kavramına göz atalım; Newton fiziğinden bildiğimiz üzere (özel) bir prizmaya beyaz ışık tuttuğumuzda beyaz ışık prizmadan dışarı yansırken spektrum şeklinde renklerle yansır. Aynı şekilde sevgi de beyaz ışık gibi bütün olumlu duyguları içinde barındırır ve bunların ana kaynağıdır. Dolayısıyla sevgiyle etkileşimlerimiz çok çeşitlidir. Mesela yeni tanıştığımız biri “ay ben çok pozitif enerji aldım, Şafak çok sempatik” gibi düşüncelerle, bahsettiğimiz kişi farkına varmaksızın, daha konuşmadan ayna nöronlar aracılığıyla kendi içinde yoğun olarak bulundurduğu sevgiyi bir nevi aynalayarak bizim içimizde samimi, güzel bir etki bırakabilir. Sevgi bir önceki örnekte olduğu gibi çokluğunda zenginliğinden azlığında da fakirliğinden söz edebileceğimiz bir olgudur. Sevgi zengini olmak bizi olumsuz duygulardan kolayca kurtarabildiği gibi iyi davranışlar geliştirmede, topluma faydalı ve iyi bir insan olma yolunda en önemli adımı atmamız anlamına gelir.
"Sevgi iyi bir yaşamın en geniş temelidir." George Eliot
Sevgi zengini olmak için ne yapabiliriz?
Sevgi sermayemizi, para gibi bir kaynak yönetimine tabi tutabiliriz. Tabi ki her kaynak yönetiminde olduğu gibi önce bu kaynağımızı artırmaya yönelmemiz gerek. (Artırmak içinse çiçeği, ağacı, böceği, kuşu her şeyi sevmekle başlayabiliriz.) Daha sonra da bu sevgiyi akıllıca ve doğru yönlendirmemiz gerekir ki her insanın kendi kendinin rehberliğini üstlenmesi yapılacak en iyi şeydir. (Bunları başardıktan sonra, işte o zaman siz de Şafak gibi olabilirsiniz. 8-)
"Sevgi olmadan yaşamak aslında yaşamak değildir." Leonardo da Vinci
Şimdi, biraz da sevgiyi anlamak için yapılan çalışmalara bir göz atalım. Geçmişte sevginin temel bir ihtiyaç olduğunu kanıtlayan (korkunç) bir deney* yapılmıştır;
Bugünden 76 sene önce 1944 yılında Amerika'da 40 (ya da 20) adet yeni doğmuş bebek deney için alınır ve bakımlarının yapılması için küvezlere konur. Deneyi düzenleyen insanlar, bebeklere bakmak için tuttukları bakıcılara bebeklerin sadece fiziksel ihtiyaçlarını gidermelerini ve ihtiyaçlarını gidermek haricinde hiçbir fiziksel temasta ve göz temasında bulunmamalarını ve hiçbir şekilde sevgi göstermemelerini tembihlemiştir. Yeni doğmuş bebekler, tam olarak kaç gün olduğu bilinmemekle beraber, yaklaşık 4 ay sonra fiziksel olarak hiçbir sorunları olmamasına rağmen daha az hareket etmeye başlarlar. Bu şekilde geçen birkaç günün ardından bebeklerin yarısı ölü bulunur. Deney büyük bir telaşla hemen bitirilir ve sağ kalan bebekler doğal yetiştirilme ortamlarına gönderilir. Yine de dönen bebeklerden hiçbiri hayata tutunamaz, bebekler döndükten bir süre sonra ölür.
Bu hikayeden sonra öğrendiklerimize odaklanıp sevgi kavramını incelemek üzere yolumuza devam edelim sevgili okurlar. Duruşumuzu dikleştirip gözlerimizi ovalayalım ve gelin sevgi türlerine nasıl ayrılmış bir bakınalım.
Sevginin Türleri

Bu türün, sevgi türleri arasında en temel tür olduğu düşünülmektedir, öyledir ki diğer türlerle de iç içedir. Saygı, sorumluluk ve başka insanları düşünme gibi davranışlar bu türdedir.

Kısacası ana sevgisi :-) Başkalarını önemseme ve sorumluluk burada da görülür. Ayrıca burada öznenin kendiyle bütün olarak görebildiklerine (evlat, öğrenci, ...) anaç sevgi gütmesinin söz konusu olduğu düşünülür ve böylece bir bakımdan öz sevgi de içerir. Çünkü anaç sevgi duyan özne bu yolla kendini de sevmektedir, bu yüzden karşılık beklenmez ve koşulsuzdur.

Bu sevgide tek bir kişi seçilir ve davranışlar tek bir kişi ile sınırlandırılır. Tek eşlilik biyolojik olarak iyi eş seçimi için önemli ve gereklidir. Çok eşlilik ise hormonal bir durumdur ve biyolojik olarak çok verimsizdir. (Konu dışına çıkmamak adına bu kadar söyleyip bırakıyoruz 8-)
Cinsel sevgi, karşılıklı koruma ve onaylama davranışları içerir. Eşitlik arayışı bu sevgi türünde yoktur. Bir babanın çocuklarını eşit sevmesi beklenirken burada şahısların birbirini eşit sevmesi beklenmez.
Öznenin kendine duyduğu sevgidir. Bu bir tür azim, moral veya motivasyon kaynağı da olabilir. Diğer bütün sevgilerin ön koşulu olduğuna dair gruplarca onaylanmış bir kanı vardır. Bazı çalışmalar, öznenin kimlik tanımının bir başkasıyla yakınlık kurması için ön koşul olduğunu savunur. Fakat buradaki kimlik tanımının, öz sevgiye yol açtığına dair bulgu olmadığı için yanlış yorumlanmış çalışmalardır. Bu konu psikoloji literatüründe hala tartışma konusudur. Kimilerince öz sevginin ön koşulu başkaları tarafından sevilmektir. Hatta bazı bulgular narsizmin daha fazla sevilmekle artış gösterdiğini belirtir. Ayrıyeten öz sevginin sadece almaya yönelik olması ve kendinin sadece iyi taraflarını gördüğü bir ilüzyona kapılmış olması halinde de narsizmle karşılaşabiliriz.
Etik olarak; Aristoteles, erdem etiği anlayışı çerçevesinde öz sevgi kavramının kişinin mantık dışı tutkularıyla barışık olması anlamına geldiğini söyler ve dolayısıyla olumsuz yönde kullanılmasına karşı çıkar. Aristoteles'e göre öz sevgi, kişinin en iyi ve güvenilir tarafı olan aklını (nous) sevmesidir. Bu doğrultuda ruhunun bu parçasıyla barışık olan ve aklının dilediğini yapan bireyler, en asil icraatlarda bulunacaklardır. Aristoteles bu tür öz sevgiyi, arkadaşlara olan sevgi ve vatan sevgisinin kaynağı olarak görür.
Bir düşünelim
Sevgi tüm hayvanlarda olması gereken önemli bir duygudur. Öyledir ki sevgi, özne memelide oldukça (çoğunlukla memelilerde) neslin devamını getirmeye yönelik faaliyetlere motivasyon bulunur bu yüzden "yaşamın" devamlılığı için önemlidir. (Yani “sevmek zayıflık, beni anlamıyorsun kızım” diye vik vik vik konuşanları 2 dakika bir kenara alalım.) Hayatımızdaki belki de en önemli şeyi biraz daha yakından tanımışızdır umarım. Bir şeyi yeterince tanımlayabildiğimiz ve bilinçli adımlar atabildiğimiz sürece ondan zarar görmeyiz. Bu nükleer santraldeki çekirdek tepkimeleri için de ekmek pişirme süreci için de geçerlidir. Peki bu bilgileri nasıl kullanırız, nasıl bir bakış açısı ile yaşamımıza entegre ederiz, yaptığımız hatalar nelerdir? Şimdi elde ettiğimiz psikiyatrik bilgiyi günlük hayat için yorumlayalım:
“Arkadaş mı olsak flört mü? Acaba ne hissediyorum ona karşı? Hoş biri ama...”
sorularının cevabı “Cinsel Sevgi” beslenip beslenmemesi oluyor.
“Annem-babam bana çok kızdı, acaba artık beni sevmiyor mudur?”
sorusuna karşın da "Olur mu öyle şey" cevabı geliveriyor. Hem sevgi ile sinirin de doğru orantılı olduğunu düşünürsek de hiç içimizi karartmaya gerek yok. 8-) (Anaç sevginin varlığından şüphe edilmiyorsa tabi. )
Peki yanlış sevmek nasıl olur?
Sonu kötü bitse de bitmese de ömürden ömür götüren, sevginin yanlış yönetimi ile gerçekleşmiş ilişkileri illa ki görmüşüzdür. Sevgi ile bencillik bu durumlarda ortak olarak yozlaşmış bir kurum gibi çalışır ve bu birleşimde kişilerden biri ilişki içinde kuvvetli bir tanrı kompleksine kapılır. O kadar bencilce sevmek karşısında sanki sevdiğini bir uzvu olarak görür ve sevdiği kişi kendisine itaat etmediğinde, kendi özünden uzaklaştığını algıladığında seven, kendisinde ona zarar verme "o uzvu kesme" yetkisi bulur. Kızını öldüren babalar, kendisinden ayrılan eşini öldürenler, köle-efendi gibi yaşanan ilişkiler...
Sevgi olgusunu da hazdan ve hoşlanmaktan ayırmak gerekir. Günümüzde kişiler birbirine haz verdiği, hoş geldiği için birlikte olunan bir çok ilişkiye şahit olmuşsunuzdur. Haz öncelikle somut nesnelere karşıdır, kısa sürelidir ve devamlılığı aksiyon süresince geçerlidir. Sevgi ise soyut nesnelere karşıdır; anne değil annelik sevilir.
Sevgi üzerine söylenecek şeyler bu kadarla sınırlı değildir elbette zira insanlık sevgiyi konu alan ne çok kitaplar, ne çok şarkılar, ne çok sanat eserleri yaratmıştır. Tabi bazen en arif olanlar bile geleceğe kadir olamaz, bir gün var olan sevgi bir gün yok olur. Sevmeye ve sevilmeye ihtiyaç duyan insanoğlu sırf bu meret için kendini kandırır zaman zaman, ne yalanlar söyler kendine. Sırf sevgi uğruna kimler, neler yapmıştır. Sevgi dediğimiz şey kimi zaman annesi tarafından terk edilen yavru bir kediyi, o zayıf geni doğal seçilime bırakmak yerine hayata tutundurur kimi zaman sevdiğimiz ölenlerin arkasından harap olmamıza neden olur. O kadar güzel şeylere kadir olan bu nitelik bir anda bir bakmışsınız acı çektiriverir. Güç aldığınız şey sizi çürüten şey oluverir. Pençesine aldığında gerek annenin, gerek kardeşin, gerek sevgilinin kusurlarını görmemizi engeller ve çalsa da çırpsa da “yok yapmamıştır” dedirtir. Gerçeği büktürür bazen, kusursuzlaştırır sevdiklerimizi.
-“Dobarlan bıragma kendin(g)i” Rastgele bir dayı

Nasıl İfade Ediyoruz?
Hangimiz ölünce mezarına çiçek götüreceklerimize mezara girmeden o çiçeği veriyor ki? Sadece çocuğu uyurken çocuğunun saçını okşayan bir babanın sevdiğini nasıl anlayabiliriz? Özellikle Orta Doğu bölgesinde insanlar aşılanarak toplumsal roller gereği bu hislerini gizlemeye yönlendirilir. Toplumumuzda da bireyler sevginin insanı harap edebilme kapasitesinden ötürü sert görünmek isterler veya üstlendikleri rol ve sahip oldukları tabulardan ötürü böyle olması gerektiğini düşünürler. Ancak yaşamdan kısarak yaşamaya çalışmak ne kadar mantıklıdır?
Her insanın da sevdiğini ifade etme şeklinin farklı olduğunu göz ardı etmemek gerekir. Bir insanın bir insanı sevdiğini anlamak, sevgiyi hissetmek için her zaman yapış yapış olmaya gerek yoktur. Bazen fedakarlıklar sevginin göstergesidir, bazen hediyeler, bazen de beklenmedik bir tebessüm yani sevginin dili her insan için farklıdır. Sevgiyi sadece “seni seviyorum”da aramak da kendi öğrendiğimiz sevgi diline takılı kalmak, bir nevi at gözlüğü takmaktır.
Eminim ki hiç kimse otobüste, kaldırımda itildiğinde; ayakkabısına basıldığında nefretini kusmaktan, bağırıp çağırmaktan kendisini alıkoymaz veya bu nefretini baskılasa da otobüste, kaldırımda güzel bir davranış gördüğünde içinde kabaran sevgiyi çok daha fazla baskılar. Nefretin vitrinde, sevginin de perde arkasında olduğu bir toplumda biz gençler belki nüfusun %30'unu oluşturuyor olabiliriz ama geleceğin %100'ünü oluşturuyoruz yani sizlerin yaptıkları ve yapacakları yeni toplumu şekillendirecektir. Hayatınızdan bu kuramı eksik etmemeniz ve içinizin sevgiyle cıvıldaması dileğiyle...
Not: "Öz sevgi" bölümündeki resme tıklarsanız resmin hikayesine ulaşabilirsiniz.
Umarım bir şeyler geçirebilmişimdir kendimden, sanırım ben de sevgimi böyle paylaşıyorum. 8-)
Kaynaklar:
https://stpauls.vxcommunity.com/Issue/us-experiment-on-infants-withholding-affection/13213/Board
https://www.gunaydingazetesi.com.tr/yazarlar/kubra-sezen-dora/sevgisizlik-oldurur-mu/7491/
TDK, Felsefe Terimler Sözlüğü, 1975
Erich Fromm, Sevme Sanatı
Campbell ve Baumeister (2003). Fletcher, Garth J.O.; Clark, Margaret S. (Edl.). Blackwell Handbook of Social Psychology: Interpersonal Processes. Blackwell Publishing. ss. 438-445.
Tessitore, Aristide (1996). Reading Aristotle's Ethics: Virtue, Rhetoric, and Political Philosophy. Albany: State University of New York Yayınları. ss. 91-93.
Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan ile "TRT Radyo 1 - Ailece"
Alice Miller. (1979). Yetenekli Çocuğun Dramı (ss. 81-83). (E. Avşar, Çev.) İstanbul: Metis
*Deney hakkında;
İki farklı sitede aynı deneyin yapıldığını söyleyen yazılar ayrıca bazı bloglarda bu deneyin derslerde eskiden öğretildiğine dair yorumlar mevcut ancak kaynak belirtilmemiş. Deneyi kimin yaptığı veya ne zaman yaptığına dair kesin bir kaynak yok. Ancak maymunlar üzerinde tekrarlanıp benzer sonuçlar alınmıştır.
Şafak Fırat Yurdakul
Ulaşmak isterseniz: <firatsafak01@gmail.com>




Saye'nde* burada olmak çok hoş dostum, kalemine sağlık. :) Seninle sohbet ediyormuşum gibiydi baştan sona -senin sesin eşlik etti okumama-.
Güzel referanslar, görseller seçilmiş ayrıca: oldukça keyifli kıldı bu da okumayı^^
Bir sonraki yazını heyecanla bekliyor olacağım. +Şu günler geçtikten sonra en kısa zamanda yüz yüze de görüşmek üzere can atıyorum :)
* Saye: Farsça kökenli bir kelimedir. "Gölge" manasına gelmektedir, "Sayende" bu kökten türemiştir :)
NOT: Daha detaylı; farklı düşündüğüm ya da sormak istediğim noktaları, mail olarak bırakıyorum ;))
Tanimlar oldukça aciklayici, yazar-okur arasindaki samimiyeti kullandiginiz kelimeler ile yazdiginiz yaziyi okunabilir kiliyor. Dentelektuele hosgeldiniz Safak Bey.